|
Modern hukuk,
ortaya çıkmakla kendisine ilişkin ikircikli bir yaklaşımı da peşi sıra taşır.
Zira hukuk, insanlık tarihinde, hakların güvence altına alınması gerekçesiyle
göreli bir ilerlemenin ifadesi olarak kabul edilebileceği gibi; gerçeklik
dünyasının salt hukuksal kavramlarla algılanması yanılgısına yol açan bir yanlış
bilinç formu olarak da görülebilir. Dahası modern hukukun bir taraftan egemenin
keyfiyeti karşısında standardizasyonu sağlayan pozitif düzenlemeler olduğu
savunulabileceği gibi, egemenin keyfiyetini gizleyen bir “örtü” olduğu da ileri
sürülebilecektir.
20. yüzyılın sonunda, 21. yüzyılın başında “toplumsal hukukçu”, hukuk
ideolojisi kuyusuna düşmeden, ezilen yoksul halkın “hukuksal” kazanımlarının
savunuculuğunu yapmak görevi ile karşı karşıyadır. Bu görevin üstesinden
gelebilmek için kuramsal bir bakış açısının, toplumsal yaşam ve hukuk pratiği
ile tamamlanması bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu da yalnızca
üniversite amfilerinden adliye koridorlarına değil; mahkeme salonlarından miting
meydanlarına, fabrikalardan kent yoksullarının mahallelerine uzanan bir mücadele
hattını gerekli kılmaktadır. Toplumsal bir hukuk mücadelesi, kuramsal düzlemde
tarih, politik ekonomi, sosyoloji, siyaset bilimi alanlarının, hukuk
felsefesinin, hukuk sosyolojisinin, hukuk kuramının bilgi birikiminden
beslenirken, bu birikimi toplumsal davaların görüldüğü mahkeme salonlarında,
devrimci tutsakların tutulduğu cezaevlerinde, gecekondu mahallelerinde toplumsal
bir pratiğe çevirebilmenin mücadelesidir.
Hukuka ilişkin bilgimizin kaynakları: Toplumsal hukukçular, “saf
hukuk”un olanaksızlığını veri kabul ederek, hukuka ilişkin bilginin kaynağını
politik ekonomide, sosyolojide, siyaset biliminde görürler. Böylece toplum
analizinde temel kabul edilen Marksist kavram, kurum ve yöntemler, hukuka
ilişkin bilginin elde edilmesinde de temel alınmış olur. Zira, ancak tarihsel
materyalizm, hukuku toplumsal bir mücadeleye tabi kılma olanağını veren yeterli
teorik ve pratik donanımı sunmaktadır –ki, yine ancak tarihsel materyalizm
hukuka “eleştirel” bir bakışı mümkün kılmaktadır.
Hukuk bilgimizin kaynakları: Toplumsal hukukçuların hukuk
bilgisinin kaynağı yaşamın kendisidir. Toplumsal hukukçu, liberal-kapitalist
toplumun hukukunun, burjuva hukuk kuramcılarının iddia ettiklerinin aksine
“meşru yasa koyucu otorite tarafından, usulüne uygun çıkarılmış,
belirli/bilinebilir normlar dizisi” olamayacağını bilir. Hukuk, sınıf
savaşımları tarihinin ürünlerinden biridir. Sınıfsız toplumla birlikte,
sönümlenmeyi bekleyen hukuk, mevcut sınıflı toplum koşullarında, toplumsal
hukukçuların dava dilekçelerinde sönümlenip yok olacağı koşulların
yaratılmasının aracı olmaktadır.
Hukuk, bir taraftan toplumsal mücadele pratiği ile her gün yenden
yaratılan bir araç, bir taraftan da yürütülen toplumsal mücadelenin, ortadan
kaldırılmasına yöneldiği bir düzen olarak anlaşılmakla diyalektik ve dinamik bir
içerik de kazanmaktadır.
Mahkemelerde
yürütülen yargılama faaliyetinin her bir oturumu Türkçe’de “duruşma” terimi ile
karşılanır. Klasik hukuk anlayışı uyarınca, tarafların yargı makamı önüne gelip
“dur(uş)maları” ve çıkacak karara çaresiz boyun eğmeleri beklenir.
Toplumsal hukuk, mahkeme salonları ve sokaktaki meşru, militan, dinamik
hukuk anlayışımızın doğurduğu “duruşumuz”un adıdır. “Duruşmamız”, çaresiz
“bekleşmemiz”dir sanılmasın! |
|